Tevekkül ve Rızık Endişesi

⏳ 4 Dk Okuma Süresi •

Sırtındaki ağır yükü, asıl Sahibine bırakmaya hazır mısın?

Gelecek Kaygısı ve Modern Putlar

Modern çağın insanı sürekli bir koşuşturma ve tükenmez bir endişe halindedir. Faturalar, kariyer basamakları, yarın ne olacağı korkusu ve enflasyon grafikleri... Sistem, insanlara sürekli olarak "yetersiz" olduklarını ve hayatta kalmak için daha çok çabalamaları gerektiğini fısıldar.

Bu korku iklimi öylesine güçlüdür ki, insanı farkında olmadan modern putların önünde eğilmeye mecbur bırakır. Kariyer kaybetme korkusuyla haksızlığa susmak, rızkı patrondan bilip onun karşısında el pençe divan durmak veya makam için Allah'ın emirlerini terk etmek... Bütün bunlar gizli şirkin (kula kulluğun) ta kendisidir. Çünkü rızık endişesi, insanın kalbindeki "Er-Rezzak" (Rızkı Veren) inancının sarsılmasından beslenir.

Tevekkül Ne Demektir?

Arapça kökenli bir kelime olan tevekkül, "birine güvenmek, dayanmak ve işini ona havale etmek" anlamına gelir. İslami bir kavram olarak ise, bir hedefe ulaşmak veya bir dertten kurtulmak için meşru olan tüm sebeplere sarıldıktan sonra, kalbi sonucun yegâne sahibi olan Allah'a bağlamaktır.

Tevekkül, asla tembellik, kadercilik veya hiçbir şey yapmadan köşede beklemek değildir. Hakiki tevekkülü bizzat Allah Resûlü ﷺ şu sarsıcı benzetme ile tarif etmiştir:

Bir adam Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek sordu:
"Ey Allah’ın Resulü! Devemi bağlayıp da mı Allah'a tevekkül edeyim, yoksa bağlamadan mı tevekkül edeyim?"
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Önce deveni bağla, sonra tevekkül et!" (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, 60)

Dükkanını açmak, sınavına çalışmak, tarlanı sürmek veya iş başvurunu en iyi şekilde yapmak "deveyi bağlamaktır". Ancak müşteriyi, başarıyı ve bereketi o çabadan değil, sadece Allah'tan beklemek Tevhidin ta kendisidir.

Rızkın Tek Sahibi: Er-Rezzak

Kur'an-ı Kerim, rızık meselesini insanların veya sistemlerin elinden alır ve doğrudan Allah'ın kudret eline teslim eder. Yaratılmışların rızkı göklerde yazılmıştır ve hiçbir nefis kendi nasibini tüketmeden bu dünyadan göçmeyecektir.

“Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. (Allah) onun yeryüzünde kalacağı yeri de, öleceği yeri de bilir. Hepsi apaçık bir kitaptadır.” (11/Hûd, 6)

Bu ayete hakkıyla iman eden bir kalp özgürleşir. Bilir ki patron sadece bir "vesiledir". Ekonomik krizler, işsizlik oranları veya rakipler sadece birer "imtihandır". Asıl rızkı veren göklerin ve yerin Rabbi ise, o halde O'nun koyduğu sınırları (haramları) çiğneyerek rızık aramak ne büyük bir akılsızlıktır.

Kuşların Tevekkülü

İnsanın omzundaki o ağır gelecek kaygısı yükünü ancak samimi bir tevekkül kaldırabilir. Tevekkülün kalpteki yansıması, insanın doğadaki diğer canlıların sükûnetinden ders almasıyla başlar.

“Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç çıkıp akşam tok dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizî, Zühd, 33)

Kuşlar yuvalarında oturup rızkın gagalarına düşmesini beklemezler. Sabahın ilk ışıklarıyla kanat çırpar, yola koyulurlar (sebeplere sarılırlar). Ancak hiçbir kuşun "Yarın ne yiyeceğim?" veya "Acaba kışın aç kalır mıyım?" diye bir banka hesabı veya kaygısı yoktur. Onlar gökyüzüne, kendilerini yaratanın merhametine mutlak bir güvenle havalanırlar.

Özgürlük: O'na Bırakmak

Hayatta her şeyi kontrol edemezsiniz. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, bazen kapılar yüzünüze kapanır, planlar bozulur, hastalıklar araya girer. İşte tam bu noktada Tevhid inancı, insana karanlığın içinde sönmeyen bir fener uzatır:

“...Kim Allah’tan sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu yaratır. Ve onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter...” (65/Talâk, 2-3)

Tevekkül, insanın "Ben elimden geleni yaptım, sonucunu sonsuz merhamet ve ilim sahibi olan Rabbime bıraktım" diyerek sırtındaki dünyalık yükleri yere indirmesidir. Bu, acziyeti itiraf etmek değil; asıl güç ve kudret sahibinin kim olduğunu ilan ederek sahte ilahlara karşı dik durmaktır.