Kur'ani Kavramlar
Kelimelerin içi boşaltıldığında hakikat de kaybolur. Tevhidi anlamak, bu kilit kavramları Kur'an'ın anlattığı gibi tahrif edilmemiş haliyle anlamakla başlar.
Anlamını derinleştirmek istediğin kavramın üzerine dokun.
İlah (الإله)
İlah kelimesi genellikle sadece "yaratıcı" olarak bilinir, ancak bu eksik bir tanımdır. İlah; kendisine sığınılan, sarsılmaz bir sevgiyle bağlanan, hayatın merkezine koyulan ve mutlak itaat edilen makamdır.
“Hevasını (kendi istek ve tutkularını) ilah edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil olacaksın?” (25/Furkan, 43)
İnsanın kalbinde en çok neyin korkusu ve sevgisi varsa, emirlerini sorgusuz sualsiz kimin (veya neyin) için yerine getiriyorsa, onun ilahı odur. Kelime-i Tevhid'in ilk şartı, işte bu sahte ilahlık taslayan her şeyi kalpten söküp atmaktır.
Rab (الرب)
Rab; yaratan, rızık veren, mülkün sahibi olan ve terbiye edip kanun koyan demektir.
“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı emre amade kılan kimdir?’ diye soracak olsan, mutlaka: ‘Allah’tır’ diyecekler. O hâlde nasıl (haktan) çevriliyorlar?” (29/Ankebût, 61)
Mekkeli müşrikler Allah'ın "yaratıcı" ve "rızık veren" (yani Rab) olduğunu kabul ediyorlardı. Onların asıl sorunu, Allah'ın hayatlarına karışmasına, kanun koymasına ve neyin helal neyin haram olduğunu belirlemesine itiraz etmeleriydi. Bugün de Allah'ı sadece "Yaratıcı" olarak kabul edip, O'nu günlük hayata, ticarete ve kurallara karıştırmamak aynı yanılgıdır.
Tağut (الطاغوت)
Sözlükte "haddi aşan" anlamına gelir. İslami ıstılahta ise; Allah'ın koyduğu sınırları çiğneyen, O'nun hükümlerine alternatif hükümler (kanunlar) koyan ve insanların kendisine itaat edip boyun eğmesini isteyen her türlü varlık, otorite, ideoloji veya sistemdir.
“Dinde zorlama yoktur. Gerçek şu ki, doğruluk sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkâr edip Allah'a iman ederse, kopması mümkün olmayan sapasağlam bir kulpa tutunmuş olur...” (2/Bakara, 256)
Kur'an'ın en temel kavramlarından biri olmasına rağmen günümüzde en çok unutturulan kelimedir. Ayetten anlaşıldığı üzere; hayatına yön veren sahte sistemleri, ideolojileri ve modern putları (tağutu) reddetmeden (Lâ demeden), Allah'a hakkıyla iman edilmiş olunmaz.
Şirk (الشرك)
Sözlükte "ortak koşmak, pay vermek" demektir. Istılahta ise; Allah'a ait olan bir yetkiyi, sıfatı veya ibadeti (dua, tevekkül, hüküm koyma, mutlak itaat) Allah'tan başka bir varlığa (insana, kuruma, sisteme veya nefse) vermektir.
“Şüphesiz Allah, kendisine şirk koşulmasını (ortak koşulmasını) bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimse için bağışlar.” (4/Nisâ, 48)
Günümüzde şirk denilince akla sadece heykele veya taşa tapmak gelir. Oysa bir rızkı Allah'tan değil de patrondan bilmek, bir beladan kurtulmak için Allah'a değil de ölülere/yatırlara dua etmek veya "Benim bedenim, benim kararım" diyerek Allah'ın helal/haram sınırlarını çiğnemek modern çağın en yaygın şirk çeşitleridir.
İbadet (العبادة)
İbadet, sadece namaz kılmak veya oruç tutmak gibi ritüellerden ibaret değildir. İbadet; boyun eğmek, zilletle (tam bir teslimiyetle) itaat etmek ve hayatın tüm anlarını O'nun razı olacağı şekilde dizayn etmektir.
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler (beni birleyip kulluk etsinler) diye yarattım.” (51/Zâriyât, 56)
Bugün ibadet kelimesi sadece cami duvarları arasına sıkıştırılmıştır. Oysa neyi seviyor, neyi dinliyor, paranı nereden kazanıp nereye harcıyorsan; yani hayatını kime göre şekillendiriyorsan aslında ona ibadet ediyorsun demektir.
Din (الدين)
Din; itaat, hesap, ceza, mükâfat ve yol demektir. Kur'an'da din, bir insanın hayatını nasıl yaşayacağını, ticareti nasıl yapacağını, neyi sevip neye düşmanlık edeceğini belirleyen kurallar bütünü, yani "Hayat Nizamı"dır.
“Kim İslâm'dan başka bir din (hayat nizamı) ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (3/Âl-i İmrân, 85)
Modern seküler anlayış, "din" kavramını sadece vicdanlara, camilere ve belirli ritüellere hapsetmiştir. Oysa insanın kurallarına uyduğu, otoritesini kabul ettiği ve hayatına yön veren her sistem onun dinidir. Tevhid, hayatın hiçbir alanını Allah'ın dininin dışında bırakmamaktır.
İhlas (الإخلاص)
Saf, arı ve katıksız olmak demektir. Dini terim olarak; kişinin niyetini, ibadetini ve her türlü amelini şirkten, riyadan (gösterişten) ve dünyevi beklentilerden arındırarak sadece Allah için yapmasıdır.
“Şüphesiz ki biz, bu Kitab’ı sana hak ile indirdik. O hâlde dini yalnızca Allah’a hâlis kılarak (ihlasla) O’na ibadet et.” (39/Zümer, 2)
Her anımızın fotoğraflanıp başkalarına sergilendiği bir çağda yaşıyoruz. "Başkaları görsün, beğensin, takdir etsin" diye yapılan bir iyilik, içine "gösteriş" (riya) karıştığı için ihlasını kaybeder ve Allah katında değerini yitirir. İhlas, amelin üzerine "Bunu sadece Allah bilsin, bana O'nun rızası yeter" mührünü vurabilme cesaretidir.
Tevekkül (التوكل)
Sözlükte "bir şeye güvenmek, bir işi başkasına havale etmek" demektir. İslam'da tevekkül; insanın elinden gelen tüm maddi ve manevi çabayı gösterdikten (sebeplere sarıldıktan) sonra, işin sonucunu tam bir teslimiyetle ve iç huzuruyla Allah'a bırakmasıdır.
“...Bir kere azmettin mi (karar verip sebeplere sarıldın mı) artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (3/Âl-i İmrân, 159)
Günümüz insanı "gelecek kaygısı, sınav stresi, işten atılma korkusu" gibi evhamlar yüzünden antidepresanlara mahkum olmuştur. Hayatı tek başına kontrol etmeye çalışmak insanı ezer. Tevekkül, "Ben elimden geleni yaptım, rızkımı ve kaderimi verecek olan patronum veya diplomam değil, yalnızca Allah'tır" diyerek o ağır yükü omuzlardan atıp özgürleşmektir.
Hanîf (الحنيف)
Şirkten, putlardan ve batıl yollardan tamamen yüz çevirip, dosdoğru bir şekilde hakka ve tevhidi inanca yönelen kişi demektir.
“Şüphesiz ki ben, bir hanîf (Allah’ı birleyen) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.” (6/En'âm, 79)
Kur'an, Hz. İbrahim'i bu özellikle överek bize bir rol model olarak sunar. Hanif olmak; toplumun çoğunluğu şirke, modaya veya batıla saplanmış olsa bile, "herkes böyle yapıyor" tuzağına düşmeden tek başına hakikatin sancağını taşıyabilmektir.
Şefaat (الشفاعة)
Birinin suçunun bağışlanması veya dileğinin yerine getirilmesi için aracılık etmektir. Ancak İslam inancında şefaat, bütünüyle Allah'ın tekelindedir ve sadece O'nun izin verdiği kişiler için, yine O'nun razı olduğu kimselere yapılabilir.
“De ki: Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (39/Zümer, 44)
Günümüz dünyasında şefaat kelimesi, tıpkı dünyevi mahkemelerdeki gibi bir "torpil", bir "araya adam koyma" veya Allah'ın gazabından kurtaracak bir "kurtarıcı" bulma inancına dönüşmüştür. Birilerinden şefaat umarak onlara kutsallık atfetmek, Tevhid inancını zedeleyen en tehlikeli hurafelerden biridir.
Tedebbür (التدبر)
Sözlükte "bir şeyin arkasına, sonuna ve varacağı yere bakmak, derinlemesine düşünmek" demektir. Kur'an-ı Kerim'i sadece dudaklarla ve tecvid kurallarına uyarak yüzünden okumak değil; "Bu ayet bana ne diyor? Hayatımdaki karşılığı nedir?" diyerek ayetin maksadını kalbe indirmektir.
“(Bu Kur'an), ayetlerini tedebbür etsinler (derin derin düşünsünler) ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (38/Sâd, 29)
Tefekkür kâinatı okumaksa, tedebbür Kur'an'ı okumaktır. Yüce Allah, kitabının indiriliş gayesini doğrudan tedebbüre bağlar.
Kur'an'ı yüzünden okuma telaşından sıyrılıp, ayetlerin kalbe nasıl ineceğini keşfetmek istersen; bu gizli satırlara göz atabilirsin.