Esma-ül Hüsna ve Tevhid

⏳ 4 Dk Okuma Süresi

İnsan ancak tanıdığına güvenir ve sever. Allah'ı güzel isimleriyle tanımak, tevhidi yaşamaktır.

Allah'ı Tanımak: İhsa Sırrı

Tevhid, yalnızca "Allah vardır ve birdir" demekten ibaret değildir. Gerçek tevhid; Allah'ı Kur'an'da ve sahih sünnette kendini tanıttığı yüce isimleri ve kusursuz sıfatlarıyla bilmek, bu isimlerin manalarını kalbe yerleştirip hayata taşımaktır.

“Allah’ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ihsâ ederse (sayar, manasını anlar ve gereğiyle amel ederse) cennete girer.” (Buhârî, Şürût 18; Müslim, Zikir 5)

Hadiste geçen "ihsâ" kelimesi, isimleri sadece ezberlemeyi değil; onların sınırlarını korumayı, başına gelen her olayda Allah'ın hangi isminin tecelli ettiğini okuyabilmeyi ve o ismin gerektirdiği ahlakla ahlaklanmayı ifade eder.

Er-Rezzak (Mutlak Rızık Veren)

Rızkın yalnızca Allah'tan geldiğine iman etmek, insanı patronuna, müşterisine veya rütbe sahiplerine kul olmaktan kurtarır. Bir muvahhid rızkı için çabalar, helal sebeplere sarılır; ancak bilir ki rızkı veren patronu veya zekâsı değil, Er-Rezzâk olan Allah'tır. Bu inanç, insanın rızık endişesiyle harama girmesini, faize bulaşmasını veya inancından taviz vermesini engeller.

“Şüphesiz ki rızkı veren, çetin bir güce sahip olan Allah’ın ta kendisidir.” (51/Zâriyât, 58)

Eş-Şâfî (Şifa Veren)

Hastalık anında doktora gitmek ve tedavi olmak, Allah'ın evrendeki sünnetullahına (kanunlarına) uymaktır. Ancak tevhid ehli bilir ki, doktor ve ilaç sadece birer perdedir. Asıl şifayı veren Eş-Şâfî olan Allah'tır. Hasta olduğunda kalbini ilaca değil Allah'a bağlar; iyileştiğinde de aracıları değil, asıl şifa vereni tesbih eder.

“Hastalandığım zaman bana O şifa verir.” (26/Şuarâ, 80)

El-Melik ve El-Hakem (Hükümran ve Hüküm Koyan)

Mülkün gerçek sahibi ve mutlak yöneticisi O'dur. Tevhid, sadece gökyüzünün değil, yeryüzünün, devletlerin, sokakların ve bireysel hayatımızın kurallarını da Allah'ın belirlemesini kabul etmektir. Helal ve haram sınırlarını çizme, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verme yetkisi yalnızca El-Hakem olan Allah'a aittir.

“...Hüküm/yetki yalnızca Allah’a aittir. O, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur...” (12/Yûsuf, 40)

El-Vekîl (Güvenilen, Dayanılan)

Modern çağın insanı sürekli bir "kurtarıcı", dayısı olan bir "torpil" veya sığınacak güçlü bir "kapı" arayışındadır. Oysa en sağlam kulp ve en güçlü vekil ancak Allah'tır. El-Vekîl ismine iman etmek; meşru dairesinde elinden gelen tüm çabayı ortaya koyduktan sonra sonucu yalnızca Allah'a havale etmek ve kalbi dünyanın tüm vesveselerinden arındırmaktır.

“...Onlar (müminler) derler ki: ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’” (3/Âl-i İmrân, 173)

El-Alîm ve Es-Semî (Hakkıyla Bilen ve İşiten)

Küçük şirkin en sinsi hali riyadır (gösteriş). El-Alîm (her şeyi bilen) ve Es-Semî (her şeyi işiten) isimleri kalbe yerleştiğinde, insan gösterişten ve "insanlar ne der" putundan kurtulur. "Kimse görmese de Rabbim görüyor, fısıltımı O işitiyor" bilinci, kulu sadece Allah'ın rızasını aramaya (İhlas'a) götürür. İnsanın gizlisiyle açığının bir olması, tevhidin ta kendisidir.

“O, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir...” (64/Teğâbün, 4)

El-Vedûd (Çok Seven ve Sevilen)

Tevhid sadece bir korku veya kurallar bütünü değildir; o aynı zamanda muazzam bir sevgi bağıdır. İnsanın kalbinde makam, para, şöhret, eş veya çocuk sevgisi Allah sevgisinin önüne geçtiğinde orada gizli bir şirk başlar. El-Vedûd olan Allah'ı tanımak, O'nu her şeyden çok sevmeyi ve O'nun rızasını her türlü sevginin üstünde tutmayı gerektirir.

“O, (günahları) çokça bağışlayan, (kullarını) çokça seven (El-Vedûd)dur.” (85/Burûc, 14)